9 Haziran 2012 Cumartesi

gitme vakti....


her evin ayrı bir hikayesi vardır...
9 ay önce taşınmıştım buraya çınar aparta ve bugün gitme vakti halbuki son 4 aydır beklediğim gün bugündü sevinmem gerekirdi ama nedense içimde aşırı bir hüzün aşırı bir keder var. sarınırım bu hüznün nedeni bu evde yaşadıklarım 9 ayı tam tamına 9 sene gibi yaşamış olmam. yeni insanlar tanıyıp hepsinden birer birer kazık yemem ama gene de aptal gibi hepsini seviyor olmam... dün gece bir sürü şeyi hatırladım bay G. ile ilk kez bu evde yüz yüze tanışmış olmam onun oturduğu sandalye ev hediyesi olarak aldığı kahve matik her bir şeyi hatırladı hafızam tek tek ona itiraflarda bulunmam gecenin bir yarısı zeyneple son ses ankara havası açıp göbek atmalarımız... bir türlü yakamadığımız ama hep dilimizde olan balkonda mangal sefamız. fln fln bir sürü şeyi hatırladım iyi günlerimde oldu bu evde kötü günlerimde kendimden geçmiş bir şekilde kendimi odaya kapatıp günlerce dışarı çıkmayıp bunalımı en dibinde yaşadığım zamanlar gibi ama genede kötü günler iyi günlere oranla daha azdı ve buda iyi birşeydi...
ve nedense kötü günleri hatırlamadım çok fazla.... sadece onunla ben bu evde tanıştım aslında kokusunu bu evde öğrendim ilk kavgamı bu evde ettim herşeyi bu evde yaptım onunla ve bu kadar çok anıyı arkamda bırakıp hiç bir şey olmamış gibi gitmek üzüyor beni... sanki bu kapıdan çıktıktan sonra o da yok olucakmış gibi hissediyorum ve bu benim canımı çok yakıyor. her neyse işte böyle dediğim gibi her evin bir hikayesi vardır ve benim için çınar apart kat 2 daire 9 çok önemli olarak kalıcak hep önemli olmasının sebebi belkide odur bilmiyorum ama öyle işte.....

23 Mayıs 2012 Çarşamba

ÖLÜM



büyümenin kötü bir şey olduğunu biliyordum da bu kadar emin değildim artık eminim büyümek gerçekten de kötü birşey. çünkü siz ne kadar büyürseniz yanınızdaki insanlar da o denli gidiyor...
dedem...
canım dedem dedemden çok babam olan adam... gitti ve ben hiç bir şey yapamadım.
ıspartaya gelirken gördüm onu meğer son canlı görüşüm olucakmış nerden bileyim. bilseydim daha çok öperdim onu sarılırdım koklardım onu ne kadar çok sevdiğimi söylerdim ama yapamadım işte...
annem aradığında öldüğünü söylemedi çağırdı sadece durumu çok ağır dedi ama içimde bir şeyler koptu anlamıştım artık yoktu o koca adam... gece izmire giderken bütün yol boyunca onu düşündüm bana yüzmeyi öğreten insan  bana her şeyi öğreten insan oydu. ben küçükken annem de babam da çalıyordu ve bana onlar bakıyordu nasıl ben o adamın cenazesine giderdim aklım mantığım almıyordu bunu...
küçükken sokağa çıkardım oynamaya ve akşam ezanından önce evde olmam gerekirdi ve ben hep geç kalırdım bir güzel azarı yerdim o zamanlar ona çok kızardım ama ne aptallıkmış şimdi keşke yanımda olsa ve bana hep kızsa keşke...
onu son kez morgta gördüğümde hala daha kabullenemedim öldüğünü artık olmuycağını... ardından gözlerimin önünde gömdüler onu o koca adamı bana babamdan daha yakın olan adamı.... ve ben ne kadar ağlasamda o geri gelmedi...
ardından tam tamına 8 gün sonra telefon çaldı ve babannem vefat etmiş bu kadar olmamalıydı...
ölüm zaten zor bir şeydi birde 2 tane daha da zordu...
bu kez hiç ağlamadım yoo babannemi de çok seviyordum ama bilmiyorum ağlamadım hiç hemde hiç ağlamadım cenazesine de gitmedim. neden bilmiyorum ama sanırım korktum çünkü babannemle aynı ismi taşıyorum ve sanırım mezar taşında kendi ismimi görmekten korktum bilmiyorum...

sadece şunu daha iyi anladım ne kadar büyürsen etrafındaki insanlar o denli gidiyor... ve insan bazen gerçekten de birşeyleri yapmak için çok fazla geç kalıyor.
ölüm hiç bu denli yakından tatmamıştım bu duyguyu ve şimdi tek korktuğum şey başka birini kaybetmek. artık telefonum çaldığında korkuyorum umarım bu durum en kısa zamanda geçer....

çok yorulduğumu fark ediyorum.
artık birşeyler düzelsin istiyorum hepsi bu....

8 Mayıs 2012 Salı

yeni bir şeyler...


artık hayatımda yeni bir şeyler filizlenmeli diye düşündüm ve gittim çeri domatesi ve salatalık fidanı aldım.
geldim eve balkon da toprakla bir süre oynadım ve onları diktim. sonra balkonu yıkadım şekersiz türk kahvemi yaptım yaktım bir sigara ve onların büyümelerini izledim...
ve bir dilek tuttum ''umarım bunları birlikte toplarız ve yeriz'' dedim içimden....

6 Mayıs 2012 Pazar

Eleftheria Arvanitaki & Javier Limon - Milo Mou Kai Mandarini



anlatıcak o kadar çok şey birikti ki biriktirdim hepsini...
seninle konuşmaya ihtiyacım var sesine ihtiyacım var arayıp nasıl olduğumu sormana ihtiyacım var...
ben her ne kadar iyiyim desemde inanma değilim çünkü hiç iyi değilim.....
 sarılmana ihtiyacım var

24 Nisan 2012 Salı

ne kadar hızlı koşabildiğimi karşılıksız bir aştan kaçarken anladım...


bazen bir şeyler sen istesen de istemesen de bitmek zorunda olabiliyor. dünde öyleydi acı bir sonu kendi ayaklarımla gittim. bir türlü konuşmaya başlayamadım çünkü her ne kadar söylüyceklerimi planlayıp gitmiş olsamda  planda bazı değişiklikler oldu. ona bakınca benim bütün acılarım geçiyordu ama o yokken hepsi bin kat daha acıyordu ve bu kabuk bağlayan yarayı sürekli bile isteye kanatmaktı ve artık buna bir son vermeliydim ve verdim de. bitti her şey belki de onu bir daha hiç göremiycem ama yapabiliceğim birşey yok evet içim çok acıyo evet hala seviyorum ama ya o hayır o sevmiyor hayır onun içi benimki kadar acımıyor ve ne yazıkki o artık bana yalan söylüyor. aslında bir çok şeyi bitirende yalan söylemesiydi çünkü o benim güvendiğim tek insandı o benim ütopyamdı.belkide bu yüzden bu kadar acı verdi bana kim bilir...


sevdiğin birinden ayrılmak onu son kez gördüğünü bilmek inanın çok acı verici son kez karşılıklı kahvemizi içtik o şekersiz ben ise orta sonra sigaralarımızı  yaktık o hala benim gözlerime bakabiliyordu uzun uzun ben ise olabildiğince gözlerimi kaçırıyordum çünkü ben ona baktığımda sadece onu görmüyordum urlayı görüyordum en başta, pera yı, baş garson o amcayı, birliktek ilk içtiğimiz geceyi, onun bana balıkları ayıklamasını, birlikte gecenin bir yarısı iskele doğru yürümemizi, üşüdüğüm için bana sarılmasını, gene ince giyindim diye kızmasını, hiç sevmediğim halde zorla pasaport yarışmasını izletmesini, onunla dertleşmeyi, foçayı, küçük denizi, miçoyu, kumrucu şevkiyi, gecenin bir yarısı balkonda dans etmemizi, şatonun perdelerini çekmesini, ayılı pijamasını, çeketlerini pantolonunu özenle askıya asmasını, ben hafif çakır olunca benimle dalga geçmesini, ıspartayı, 212 yi ve bir çok şeyi görüyordum ve o haldeyken nasıl böyle bir sona geldiğimizi hala beynimin kabul etmeyişini görüyordum ama bitmek zorundaydı işte ve bitti.


acı oldu ayrılması canım bin parçaya bölündü ve bini de onun yanında kaldı... öpebildiğim kadar öptüm bana sarılmasını istedim kokusunu içime çektim burnumun ucunda kalan son şeyde zaten kokusu oldu kapıya kadar geldik son kez sarıldım ve kapıyı açıp oradan olabildiğince kaçmak istedim arkama dönüp bakamadım çünkü biliyordum eğer arkama dönüp bakarsam bir daha asla gidemiycektim var gücümle asansöre yürüdüm ayakta zor duruyordum ve asansöre bindiğimde akmış bir makyajlı kıpkırmızı gözlerle kendimi gördüm. bitmişti işte bu kadardı hayatımda ilk kez güvendiğim ilk kez sevdiğim ilklerim olan adam arkamda kalmıştı ve gene boktan bir hayata doğru adım attım, o an bay S. yi yanımda aradım ama artık o da yoktu bir kez daha lanetler okudum ona çok kızdım beni bırakıp gittiği için, o olsaydı böyle olmazdı dedim o olsaydı canım bu kadar acımaz dedim ve bindim otobüse cama yasladım kafamı sildim gözlerimi bitmişti çünkü



ve bitti.

21 Nisan 2012 Cumartesi

yenilgi...



dün geceden beri kafamın arkasından şu replik geçiyor...
 “Sadece tek bir günah var o da “hırsızlık”. Tüm diğer günahlar hırsızlığın çeşitleridir. Bir adamı öldürdüğünde bir hayat çalarsın. Karısının onun üzerindeki hakkını, çocuklarının babaları üzerindeki hakkını da. Yalan söylediğinde birinin gerçeği bilme hakkını çalarsın. Çalmaktan daha alçakça bir hareket yoktur.”
Uçurtma Avcısı
bazen insan bir takım şeyleri kabullenmek zorunda kalır bende o durumdayım kabullenmeye başlamıştım ki bir darbe daha yedim YALAN  darbesi... canım çoka cıdı çok yandı benim bütün kızgınlığım kırgınlığım o böyle bir şeyi yapamazdı çünkü o benim ütopyamdı o benim tek gerçeğimdi belkide... ama dün geceden sonra bir çok şey değişti dün gece benim hayatımın dönüm noktası oldu belkide kırılma noktası her neyse işte ama çok şey değişti gerçekleri görmemi sağladı dün gece ha ama sorarsan hala seviyorum hala daha deli gibi güvenmek istiyorum ama şunu da biliyorum ki şu sıralar mantıklı düşünemiyorum beynimi yiyip bitiren soruları buruşturup çöpe attım dün gece ama tek bir soru kaldı kafamda onuda bir türlü atamıyorum '' ben sana hiç kötülük yapmadım bunu bana nasıl yapabildin? '' 
her şeyi denedim ama hiç bir şey yapamadım bir resim bazen anlatmak istediğiniz milyonlarca şeyi anlatabiliyor aynı yukarıdaki resim gibi görüyorsun ya ölemiyorum ben bir türlü vurgun vurgun üstüne....

15 Nisan 2012 Pazar

ben çok yoruldum bay G.



kötü günler geçiriyorum elim kolum bağlı bir şekilde hiç bir şey yapamadan izliyorum olanları...
bazen mutlu gibi görünmeye çalışıyorum içimden çığlıklar atarak gülüyorum etrafıma ama bir süre sonra bu rolü de beceremeyip pes ediyorum. kötüyüm ben bay G. hemde çok kötü içim binbir parça olmuş durumda ve beni tek düzelte bilicek şey sen iken artık buda işe yaramıyor ve acım daha da artıyor. geçsin istiyorum bir sabah uyanayım ve mutlu bir insan olayım insanlar acı vermesin artık bana istiyorum inan çok değil isteklerim.
ben hemen inanıyorum işte 2 güzel gün geçireyim tamam diyorum bu kez oldu bu kez ben kaybetmiyorum bu kez gerçekten oda benim yanımda mutlu diyorum ama bu uzun sürmüyor.
 sadece çok yorulduğumu fark ediyorum henüz 22 yaşında olmama rağmen herşeyden vazgeçmiş bir durumdayım hiç bir şeyin önemi yok artık kafam da her gece binlercekez intihar ediyorum ama her sabah o gözlerim gene açılıyor. kendimi dinlememek istiyorum ve bunun için sürekli birşeyler yapıyorum yorulana kadar kek yapıyorum yemek yapıyorum dolabı dolduruyorum sonra oturuyorum öylece senin gelip ''ben buradayım yanındayım birlikte atlatıcaz hepsini geçicek sen benim için çok şeysin'' demeni bekliyorum. ama ne sen geliyorsun nede yorgunluğum geçiyor.
 
      gerisi hep aynı işte....